HAYATIN GÜÇLÜKLERİYLE MÜCADELE EDEBİLEN ÇOCUKLAR YETİŞTİRMENİN YEDİ YOLU

Posted on Updated on

Çocuklarımızı çalışkan, dürüst, toplumla uyum içinde yaşayan bireyler olarak yetiştirmek kadar onların duygusal gelişimine, yaratıcılığına ve zorluklarla mücadele kabiliyetlerine de katkıda bulunmakla yükümlüyüz. Özellikle duygusal ve fiziksel zorluklarla karşı karşıya kaldıklarında, dalgalı sularda boğulup gitmelerini engellemek için onlara erken yaşlardan itibaren hayatın güçlükleriyle mücadele tekniklerini öğretmeliyiz.

İşte çalkantılı sularda hayatta kalmayı beceren ve her ne olursa olsun yüzlerindeki gülümsemeyi kaybetmeyen çocuklar yetiştirmenin yedi yolu:


1) Çocuğunuzu korumak ve onu sevdiğinizi göstermek adına onun her ihtiyacını karşılamayın.

Çocuklar duygusal olarak olgunlaşmak için karşılaştıkları sorunları kendi başlarına çözme kabiliyetlerini geliştirmek zorundadırlar. Bu yeteneği geliştirmenin yaşı da yoktur. İki yaşındaki çocuğun yere düşen oyuncağını almaktan, on yaşındaki çocuğun odasını toplamaya ya da on beş yaşında bir genci otobüsle gidebileceği hâlde her gün arabayla okula taşımaya kadar pek çok ihtiyaç kolaylıkla ve gönüllü biçimde ana-babalar tarafından karşılanabilir.

Düşünmeden, belki de refleks olarak geliştirdiğimiz bu davranış biçimleri zamanla çocukları bize bağımlı hâle getirir. Kendi başlarına kaldıklarında yapmaları gereken ufak işler gözlerinde dağ gibi büyümeye başlar. Güçlü ve hayattan korkmayan çocuklar, küçük yaşlardan itibaren kendi işlerini yapmayı ve gerektiğinde başlarının çaresine bakmayı öğrenen çocuklardır.

Aşırı korunan çocuklar ileride aşırı endişeli bireyler olmaya adaydır.


2)Çocuğu güvenli bir ortamda yetiştirmek adına muhtemel tüm riskleri ortadan kaldırmaya çalışmayın.

Anne ve babalar çocuklarının sağlığını ve güvenliğini korumakla yükümlü olsalar da ipin ucunu kaçırmak çok kolaydır. Koşup oynarken düşmesin diye çocuğun peşinde pervane olmak, terleyip üşütmesin diye havlularla dolaşmak, düşürüp kırar diye çocuğun sofradan tabağını kaldırmasına izin vermemek, dışarıdaki tehlikelerden ürküp ergenlerin özgürlüğünü orantısız biçimde kısıtlamak hep bu çabanın sonuçlarıdır. Ancak çocuklara yaşlarına uygun özgürlükler tanımak onlara kendi sınırlarını tanıma, gerektiğinde kendilerini yaklaşmakta olan tehlikeden koruma şansı verir. Tehlikenin yaklaştığını uygun yaşta öğrenmeyen çocuklar risklerle karşılaştıklarında genelde yanlış kararlar verirler.


3)Çocuklarınıza kendi sorunlarını çözmeyi öğretin.

Karşılaştıkları sorunları çözmeleri için onlara fırsat tanıyın. Çözüm yöntemleri geliştirirken onlara kılavuzluk edin. Sorunun farklı yönlerini düşünüp bir çıkış yolu düşünebilmelerini sağlayın. Hayatta karşımıza çıkan pek çok güçlüğün, kaygıya kapılmadan sakin biçimde değerlendirildiğinde kendi çözüm yolunu da ürettiğini gösterin.

Örneğin çocuğunuz okulda ya da servis aracında başka bir çocuk tarafından rahatsız ediliyorsa hemen okula koşup sorunu onun yerine çözmek yerine, bir iki gün bekleyip ona fırsat tanıyın. Birlikte, bu sorunun nasıl üstesinden gelebileceğine ilişkin yöntemler geliştirin. Sorunun farklı yönlerini tartışın. Belki de bir iki günün sonunda çocuğunuz öğretmenine gidip sorununu anlatacak ya da servis aracında rahatsızlık duyduğu kişiyi uyarıp ondan uzak bir yere oturarak sorunu büyümeden çözecektir.


4)Çocuklara “neden?” sorusunu yöneltmekten kaçının. Neden sorusu yerine “nasıl?” sorusunu sorun.

Çocuklar bize sorunlarını anlattıklarında, neden sorusunu yönelterek yargılayıcı ve sorgulayıcı olmamaya özen göstermeliyiz. Neden soruları üstü kapalı olarak suçlama ve sorgulama içerir ve ne kadar inkâr etsek de bilinçaltımızdaki yargısız infazcıyı su yüzüne çıkarır.

Çocuk bize açıldığında, neden böyle oldu, diye sormak onun elinin kolunun bağlanmasına yol açar. Çünkü sorunlar genellikle belirsiz kaynaklardan ve çok da açık olmayan sebeplerle ortaya çıkarlar. Sürekli neden sorularına maruz kalan çocuklar cevabı bulamadıklarında, sorunun kaynağının kendileri olduğunu düşünüp iç hesaplaşmaya girebilirler.

Sorunları çözmek için önce suçluyu belirlememiz gerekmediğini, çoğu sorunun kimsenin suçu olmadığını anlamak ve çocuklarımıza anlatmak, onların sakin ve zorluklarla mücadele gücüne sahip bireyler olarak yetişmelerinin belki de ilk şartıdır.

Aklınıza gelen bütün neden sorularını bir kenara itip, nasıl sorularına odaklanın. Nasıl sorularına verilen cevaplar bizi her zaman çözüme yaklaştırır.

Neden dağınıksın? Neden matematik notların kötü? Neden kitap okumuyorsun? Neden daha sosyal değilsin? sorularını, daha yapıcı sorularla değiştirin.

Odanı nasıl daha düzenli tutabilirsin? Matematik sınavlarına çalışırken sana nasıl yardım edebiliriz? Okumaktan sıkılmayacağın türde kitapları nasıl bulabiliriz? Nasıl daha çok arkadaş edinebilirsin?

Nasıl soruları cevap olarak bir çözüm yolu önerir. Neden soruları ise sıkışmışlık hissi verir.


5)Çocuklarınızın hata yapmasına izin verin.

Çocuklarınıza başarısızlıkların dünyanın sonu olmadığını öğretin. Yaptığımız hatalar bir sonraki başarının ilk adımı olabilir. Hata kabul etmemek, mükemmeliyetçi ama endişeli çocuklar yetiştirmemize neden olur. Hata yapmak, hata yapacağım korkusuyla yaşamaktan çok daha iyidir.

6)Onlara duygularını kontrol etmeyi öğretin.

Güçlüklerle mücadelenin anahtarı duygulara kapılıp gitmemektir. Çocuklara iyi şeyler kadar rahatsız edici duygular hissetmenin de olağan olduğunu anlatın. Hissettiklerimizden utanmak ya da bastırmak bir çözüm değildir.

Çocuklar genelde bir duyguyu hisseder ve düşünmeden o duyguya göre hareket ederler. (Öfkeliysen bağır, üzüntülüysen ağla gibi) Onlara, harekete geçmeden önce durup düşünmeyi öğretmeliyiz. (hisset-düşün-hareket et)

Belli bir duygu durumunu seçip, bu his hakkında konuşarak egzersiz yapın. Hayâl kırıklığı, öfke, üzüntü, kıskançlık gibi… İçlerinde bu rahatsız edici duygular yükseldiğinde nasıl mücadele edebileceklerini tartışın. Duyguların gelip geçici olduğunu, kişiliklerini bu duygularla özdeşleştirmemeleri gerektiğini hatırlatın. Ben öfkeli bir insanım, bunalımlı bir kişiliğim var, kıskancım gibi…

7)Hayatla mücadele ve sorunları yapıcı çözümlerle aşma konusunda onlara örnek olun.

Belirli bir sorunla karşılaştığınızda dünyanın sonu gelmiş gibi davranıyorsanız, çocuğunuz da sorunlarla baş etme yöntemi olarak sizin davranışınızı örnek alacaktır. Anlık duygulara kapılıp düşünmeden hareket etme alışkanlığınız varsa çocuğunuzdan zor durumlarda sakinliğini korumasını bekleyemezsiniz.

Onlara sakinlikle ve farkındalıkla hareket etme konusunda örnek olun.

Paylaşım: Meryem EBREM, TED Bodrum Koleji İlkokul Müdürü

Kaynak: Kelime Yayınları – Özlem TOKMAN

Reklamlar

Matematik Algısı Kazandırın, Başarı Yakalasınlar

Posted on Updated on

Matematik, neden bazı kişilere çok zor gelirken bazıları için oldukça kolay?

Bu durum sadece ilgi ve çaba ile açıklanabilir mi? Yoksa bu durumun bilişsel temelleri var mı? Çocuk çaba göstermediği için mi yapamıyor, yoksa yapamadığı ve zor geldiği için mi çaba göstermiyor? İlkokul çağında çocuklar matematikte akranlarından geri kalıyor, zorlanıyorlarsa ne yapılmalı?

Bu soruların elbette tek bir yanıtı yok. Ancak yanıtın önemli ölçüde sayı hissi denilen bir çeşit matematik algısı ile yakından ilgili olduğunu biliyoruz. İnsan ve hatta bazı hayvan türlerinde doğuştan varolan sayı ve uzay algısının matematik öğrenebilme yeteneğinin ilk kartopunu oluşturduğu biliniyor. Bu yazımızda ilköğretim öğrencileri için “sayı hissi” deyince ne anlamamız ve bu hissiyatın geliştirilmesi için ne yapmamız gerektiği üzerinde uygulama örnekleriyle duracağız.

Yaklaşık sayı algıları sayesinde aslanlar kendilerinden daha kalabalık olan sürülere saldırıyorlar. Ne kadar aç olsalar da doğrudan kalabalık olan bufalo sürüsüne değil de sürüden ayrı kalan ufak kümelere yöneliyorlar. Neredeyse yeni doğmuş bebekler bile tam sayı sistemi sayesinde biri, ikiden ve ikiyi, üçten ayırabiliyor, daha çok bisküvi olan kabı tercih ediyorlar. Ancak bu durum bazen yanılmalarına da neden oluyor. Örneğin üç tane 1 lira vererek ellerindeki bütün 5 lirayı almak isteseniz buna çok memnun olurlar. Bu da çoklukların sembolleştirmekte henüz yeterince olgunlaşmadıklarını gösteriyor.

Yine sayısal becerilerden olan ve canlılar arasında sadece insanda bulunan çokluk ve ilişkileri sembollere dönüştürme mekanizması bulunuyor. Sayı sistemi uzay çekirdek sisteminden de yararlanarak bir etkileşim içinde öncelikle sayıları tanıma, anlama, daha sonra onlar üzerinde işlemler yapma olanağını sağlıyor. Bu sistemlerin kullanılmasındaki etkililik ve akıcılık kişideki sayı hissi hakkında bizlere fikir verebiliyor.

İlköğretim (anaokulu ve 8’inci sınıf) öğrencilerinde sayı hissini ölçtüğü ve hatta geliştirdiği düşünülen bazı uygulamalar geliştirilmiştir. TED Üniversitesi’nde yürüttüğümüz TÜBİTAK destekli araştırmalarda elde ettiğimiz verilerle de doğruladığımız ve geliştirdiğimiz bu uygulamaların bu yaş öğrencilerinde öğretim programına dayalı matematik başarısı ve hesaplama becerileri ile oldukça ilişkili olduğu görüldü.

Uygulama 1 – Saymada akıcılık ve sembole dönüştürme: Çocuklarınızla sayma içerikli oyunlar oynayın. Örneğin tombala, domino ya da monopoly gibi oyunlar çocukların sayıları sembolleştirmesini ve saymak için daha etkili yollar bulmasını sağlıyor.

Uygulama 2 – Algısal tahmin: Çocukların görebildikleri çoklukların kaç tane olduğunu tahmin etmelerini isteyin. Sonra da tahminlerinin doğruya ne kadar yakın olduğunu bulmak için yerine göre ölçme ya da sayma yaptırın. Uygulamalar 10-12 tane nesne içeren çokluklardan başlayarak yukarı doğru gidebilir. Bu tahmin ve deneme içeren uygulamalar çocukların daha gerçeğe yakın sonuç alabilmek için tahminlerini rafine/kalibre etmelerine olanak sağlar.

Örneğin bir çay kaşığında kaç pirinç tanesi olur? Tahmin ettirin. Sonra sayıp kontrol etmesini sağlayın. Daha sonra sırasıyla, tatlı kaşığı, çorba kaşığı, kepçe, çay bardağı gibi sırayla ilerlerken hem tahminlerini ayarlarlar, hem de daha hızlı sayabilmek için stratejiler geliştirme fırsatı bulurlar. Bir de acaba pirinç yerine mercimek ya da nohut olsaydı tahminlerimiz nasıl değişirdi diye sorabilirsiniz. Farklı büyüklüklerdeki nesnelerin ve kapların arasındaki büyüklük ilişkilerini anlayabilmek ona çok önemli matematiksel beceriler kazandırmış olur.

Diyelim ki, dört kişilik bir ailesiniz ve pazardan ya da marketten 2 kilogram elma almak istiyorsunuz. Tartıya vermek üzere torbaya kaç elma koyarsınız? Herhalde elmaların büyüklüğüne de bağlı olmak üzere dört, sekiz veya on tane civarında elma diye düşünürsünüz. Bu hissin geliştiğine dair en iyi örnek kuruyemişçilerdir. 200 gram ay çekirdeği istersiniz ve neredeyse bir hamlede torbaya koyduğu miktar üç aşağı beş yukarı 200 gramdır. Bu kadar hassas ölçümler yapabilmesinde bunu defalarca yapmış olmasının da payı var.

Uygulama 3 – Sayının göreceli büyüklüğü: Örneğin 27 büyük bir sayı mı? Ne kadar büyük? Bu soruların yanıtları takdir edersiniz ki diğer sayılara bağlı. Çocuğun sayabildiği sayıların göreceli büyüklüğünü de öğrenmeleri gerekiyor. Bu etkinliklerdeki 0-10 arası sayı doğrusu anasınıfı ve birinci sınıf için kullanılabilirken, aynı büyüklükte çizilecek 0-100 arası sayı doğrusu ise öğrencilerin durumuna bakılarak yani daha önceki etkinlikleri yapabilmeleri şartıyla birinci sınıftan beşinci sınıfa kadar kullanılabilir. Yine 0-1000 arası olan sayı doğrusu ise daha öncekileri yapabilmek şartıyla üçüncü sınıftan itibaren yetişkinliğe kadar kullanılabilir. Daha büyük basamaklarla tanışma esnasında bu basamaklara uygun sayı doğrularının kullanılması önerilebilir.

Kontrol etmek için ne yapmak gerekiyor?

Çocuğun bu becerisinin gelişip gelişmediğini kontrol etmek için, yaptığı tahminler ile belirtilen sayının işaretlenmesi gereken yer arasındaki farkın gittikçe azalıp azalmadığına bakmak gerekiyor. 0-100 sayı doğrusu için işaretlenen sayının olması gerekenden ne kadar saptığını bulmak için yapılacak şablon 100 eşit parçaya bölünebilir. Burada hata payı yüzde 1 ile ölçülmeli, ancak hatanın yaklaşık yüzde 5 sınırları içinde olup olmadığı kontrol edilmeli. Benzer şekilde 0-1000 sayı doğrusunda da bölümleme 1000 eşit parçaya ayıracak şekilde olmalı ancak hata toleransı yaklaşık binde 25 civarında tutulmalı.

Sayı doğrusu ölçme şablonları

Şablonlar kopyalanırken birebir ölçekte kopyalanması gerekiyor. Eğer büyültme veya küçültme yapmak istenirse etkinliklerde bulunan sayı doğruları ile yine aynı oranda yapılmalı.


Uygulama 4 – Bağlamsal tahmin: Bağlamsal tahmin; verilen bir sayının bir bağlam içerisinde büyük, küçük ya da normal olup olmadığına karar vermek olarak açıklanabilir. Bir başka deyişle bir sayı içinde bulunduğu ortam ya da duruma göre az, normal ya da çok olarak nitelenebilir. Örneğin “bir sınıfta 150 öğrenci” denildiği zaman içimizden “çok” demek geçerken “gökte 150 yıldız” için normal “150 pirinç tanesi” için ise “az” deme hissi uyanır. Bu yargı sayının bizim nazarımızda gördüğü işe bağlı olarak değişir ve yaşanılan deneyimlerle doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla, çocuk sayı ile ilgili ne kadar farklı ve çok deneyim yaşarsa sayı hissi de o denli güçlü olacak demektir. Ayrıca tahminlerin hızlıca yapılması da önemli.

Etkinlik: Tabloda verilen ifadelerin karşısına size uygun seçeneği işaretleyiniz.

Gönderen: Nermin ŞEKER, TED Bodrum Koleji Sınıf Öğretmeni

Yazı: Prof. Dr. Sinan OLKUN- TED Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/matematik-algisi-kazandirin-basari-yakalasinlar-40029414

Her Şeye Hayır Diyen Çocuklar İçin 10 Hayırlı Nasihat

Posted on Updated on

Çocuklarımız büyürken değişik dönemlerden geçiyorlar. Bu dönemlerin özelliklerine göre anne babalar da farklı imtihanlardan geçiyor. Ama bu imtihanların en çetini galiba çocuğun “hayır” kelimesini öğrendiği dönemlere denk geliyor.Bu sihirli kelimeyi iki ya da üç yaşında öğrenen çocuklar, kendisine yöneltilen bir cümle duyduklarında, henüz cümlenin anlamını beyinlerinde analiz etmeden tak diye itiraz etmeye başlıyorlar.

Bir arkadaşım anlatmıştı. Bir yolculuk esnasında çocuk ne denirse “yapmıycam, etmiycem” diye itiraz ediyormuş. Anne baba da çocuğun bu psikolojiden kurtulması için ilgisini dağıtmaya çalışıyorlarmış. Bir ara yol kenarında gördükleri jandarmayı göstererek, “Bak oğlum, Jandarma,” demişler. Çocuk da “Jandarcam işte jandarcam” diye itirazı koyuvermiş.Bu durumla baş etmek için anne babalar farklı yollar deniyorlar. Ama bu yolların birçoğu maalesef doğru olmuyor.

Mesela ben, çocuğun her şey hayır dediğini fark kedince, bir sürü sıkıcı şeyin arasında, “Dondurma ister misin?” gibi bir cümle söylüyordum. Çocuk itiraz refleksiyle buna da “hayır” dedikten sonra birden gözlerini açıp, “İsterim, isteriiim” diye bağırıyordu.

Ben de “Geçti artık, hayır dedin bir kere” falan deyip gıcıklık yapıyor ve intikamımı alıyordum.Siz de böyle bir dönemden geçiyorsanız ve içinizden benim gibi gıcıklık yapmak geliyorsa, sakın yapmayın! Hayırlı evlat yetiştirmek istiyorsak, en “hayır”lı dönemlerinde biraz sabırlı olmak lazım!Uzmanlar her şeye itiraz eden çocuklara nasıl davranılmasıyla ilgili bir sürü şey söylemişler. Bunlardan gerçekten hayat kurtarıcı olan 10 tanesini sizler için yazıyorum.

1- Çocuğunuz sürekli bir şeylere itiraz ediyorsa mutlaka bir nedeni vardır. Bu yüzden çocuklarınızın her şeye itiraz etme durumundan kurtulması için yola çıkarken, bir ön çalışma yapın. Bir hafta boyunca çocuğunuz bir şeye itiraz ettiğinde üç şeyi not alın. İtiraz etmeden hemen önce kendisine ne dendi? Çocuk itiraz ettikten sonra siz ebeveyn olarak ne yaptınız? Yaptığınız şey olayların gidişatını değiştirdi mi?

2- Bir şeylere sürekli itiraz eden çocuklar duygusal olarak zor zamanlardan geçiyor olabilirler. Özellikle kendisine tam olarak açıklanmayan belirsiz durumlar varsa, zihinlerinde uçuşan onlarca soru işareti minikleri çok yorabilir. Ve bu yorgunluklar birikip “hayır” kelimesiyle gün yüzüne çıkar. Bu yüzden çocuğunuzun duygusal dünyanızı iyi araştırın. Her gün zihninde tekrarlayan sorular olup olmadığını öğrenmeye çalışın. Eğer cevap bulamadığı sorular olduğunu fark ederseniz mutlaka bu soruları çocuğun yaşına uygun olarak cevaplayın ve bu yükü onların omzundan alın.

3- Eğer çocuğunuza hemen yatağını toplamasını söylüyorsanız, çocuk “hayır” diyorsa ve siz bunun üzerine isteğinizden vazgeçiyor veya kendiniz topluyorsanız durum çok kötü. Çünkü çocuğa “hayır” kelimesinin hayattaki bütün sorumluluklardan kurtulmak için kullanılabilecek sihirli bir kelime olduğunu öğretiyorsunuz. Eğer böyle yapmaya devam ederseniz, çocuğunuzun itirazları her geçen gün çoğalacaktır.

4- Çocukların bir şeylere itiraz etmeleri, benlik duygularının güçlenmesine bağlı olarak sıklaşabilir. Artık farklı bir birey olduklarını ve karar süreçlerinde kendilerinin de olmaları gerektiğini hissederler ve bu yüzden her şeye itiraz etmeye çalışırlar. Bu durumu aşmak için en iyi yol çocuğunuza seçenekler sunmaktır. Mesela “yatağını topla” demek yerine, “Yatağını şimdi mi toplamak istersin, kahvaltıdan sonra mı?” diyebilirsiniz. Çocuk burada karar verme hakkını kullandığı için ve yapacağı şeye kendisi karar vereceği için hayır demekten vazgeçer. Deneyin görün, çok etkilidir.

5- Emir cümleleri yerine soru cümleleri kullanmak da benzer şekilde çok işe yarar. Mesela “Ödevlerini bitir” demek yerine, “Ödevlerini ne zaman bitirmen gerekiyor?” diye sorabilirsiniz. Böylece çocuğunuza sorumluluğunu hatırlatmış olursunuz. O da konuya hâkim olduğunu göstermek için cevabı verir ve ardından muhtemelen ödevini yapmaya gider. Gitmezse artık ikinci yolu denersiniz.

6- Çocuğunuzdan bir şey yapmasını istediğinizde, bunu niye istediğinizi de açıklayın. Çocukların kafası büyükler gibi çalışmıyor gibi gözükse de, düşünce mekanizması aynıdır. Hiçbir mantığı olmayan şeyleri yapmalarını istediğinizi düşünebilirler. Mesela elinizi tutmasını isterken, “Elimi tut, böylece caddeden geçerken daha güvende oluruz” cümlesini kurmaya üşenmeyin. İnanın uzun vadede çok işe yarayacaktır.

7- Çocuğunuza iş verirken adım adım bir süreç izlemeye dikkat edin. Mesela birçok çocuk için, “Odanı topla” çok karmaşık bir emirdir. Odayı toplamak için yapılacak 7-8 kalem şey vardır ve bunlar çocukların kafasını karıştırabilir. Yani yetişkinler gibi hemen organize olamazlar. Bu yüzden çocuklara “Odanı topla” gibi geniş bir görev vermektense, bu görevi bölümlere ayırmak çok işe yarayacaktır. Mesela, “Önce yerlere saçılmış şu oyuncakları bir topla bakalım” diyebilirsiniz. Bu bölüm bitince ufak bir ödül de çok işe yarar. Arkasından, “Şimdi kitaplığını toparla” diye devam edebilirsiniz. Böylece hem işler çocuğunuzun gözünde büyümez, hem de daha sistemli bir çalışma yapılmış olur.

8- Çocuğunuz gerçekten sinir krizine girmiş ve her şeye itiraz ediyorsa bir mola verin ve sakinleşmesini bekleyin. Biraz sakinleştikten sonra da karşınıza alıp konuşun. Ama konuşurken “Niye” soru kelimesini kullanmamaya özen gösterin. Çünkü buna konuşmak değil, hesap sormak deniyor. “Seni sinirlendiren şey tam olarak neydi?”, “Odanı toplamak mı seni bu kadar sinirlendirdi, yoksa başka bir problem mi var?” gibi gerçekten cevabını merak ettiğiniz soruları sorun. İletişim kurmaya başladığınızda problem de kendiliğinden çözülecektir.

9- Eğer her şeye itiraz etme problemini aşmak için her gün daha fazla vakit harcadığınızı fark ederseniz, bir uzmandan yardım isteyebilirsiniz. Bazen çocuğunuzla görüşen bir uzmanın tavsiyesi, sizin denediğiniz onlarca yoldan daha etkili olabilir. Veya şöyle de söyleyebiliriz; Uzmana para verdiğiniz için, beleşe nasihat veren büyüklerin sözlerinden daha etkili olabilir.

10- Çocuğunuzun itaatkâr olmasını istiyorsanız, siz de itaatkâr olun. Mesela önce kulluk vazifelerinizi gözden geçirin. Eğer yapılması gereken şeyleri tam olarak yapıyorsanız çocuğunuza kızmaya hakkınız var. Ama sizin de eksik gedik yönleriniz varsa, önce kendinizi düzeltin. Çocuk kendiliğinden düzelecektir.

Paylaşım: Meryem EBREM, TED Bodrum Koleji İlkokul Müdürü

Kaynak: http://www.gelecekegitimde.com/

Hiperaktif

Posted on Updated on

Gönderen: Canan GÜLDAL, TED Bodrum Koleji Görsel Sanatlar Bölümü Zümre Başkanı

Öğrencilerin Sesini Duymak İçin Sorabileceğiniz En Güçlü 5 Soru

Posted on Updated on

Bir sınıfta sorgulamanın canlı ve iyi olması için bir öğretmenin en çok stratejik sorular sorma konusunda uzman olması gerekiyor. Üstelik sadece iyi tasarlanmış sorular değil, öğrencileri kendi sorularına götürecek sorular sormayı da başarmalı.

Basit Tutun

Yıllar içinde öğrendiğim en önemli şey, kolay ve basit ifade edilen soruların en az girift ve ayrıntılı sorular kadar etkili olduğu. Bunu aklınızdan hiç çıkarmamanızı tavsiye ederim. Eğer yeni öğretmenlik yapmaya başladıysanız ya da belki de çok yeni olmasanız da soru sorma konusunda kendiniz geliştirmek istiyorsanız, hemen yarın şu beş soruyla başlayabilirsiniz:

#1. Ne düşünüyorsun?

Bu soru, bizi çok fazla şey anlatmaktan alıkoyar. Öğrencilere bilgiyi aktardığımız doğrudan ders anlatımı elbette gerekli, ancak bunu, öğrencilerin bu yeni bilgiyi kendi anlayışlarını kullanarak anlamlandırmaları ve uygulamaları için bolca fırsatla dengelemeye her zaman gayret etmemiz gerekiyor.

#2. Neden böyle düşünüyorsun?

Öğrenciler ne düşündüklerini paylaştıktan sonra bu tamamlayıcı soru, onları, düşüncelerine mantıklı bir açıklama getirmeye iter.

#3. Bunu nereden biliyorsun?

Bu soruyu sorduğunuzda öğrenciler, deneyimledikleri, okudukları ya da gördükleri şeylerle fikirleri ve düşünceleri arasında bağlantılar kurar.

#4. Biraz daha anlatabilir misin?

Bu soru öğrencilerin düşünmelerini genişletmeleri ve uzatmaları ve de fikirlerini desteklemek için daha fazla kanıt paylaşmaları konusunda onlara ilham verir.

#5. Aklında başka hangi sorular var?

Bu soru, öğrencilerin bilgiyle, fikirlerle ya da kanıtla ilgili akıllarında olan soruları ortaya çıkarmalarına izin verir.

Öğrencilerinize rutin olarak ve amansızca sorular sormaya ek olarak, onlara düşünmeleri için zaman verdiğinizden emin olun. En iyi süre nedir peki? Üç saniye? Dört, beş? Çocukların yaşına, konunun derinliğine ve çocukların rahatlık düzeyine göre bu düşünme süresi de değişecektir. Siz sadece kendinizi sessiz kalmak için zorlayın ve ellerin havaya kalkması için bekleyin.

Ayrıca ses tonunuzu bir şey açıklar gibi değil, gerçekten soru sorar gibi olacak şekilde ayarlayın. Bir şeyi beyan eder şekilde söylediğimizde, genellikle tek bir tonda ve düz bir sesle söyleriz. Diğer taraftan bir şeyi sorgularken ve soru sorarken sesimizde bir iniş çıkış olur.

Soruları cevaplamak ve kendi sorularını sormak konusunda öğrencilerinizin kendilerini daha rahat hissetmelerine yardımcı olmak için şunu deneyebilirsiniz: Bir soru sorun, bekleyin, ve sonra öğrencileri, cevabı bütün sınıfla paylaşmadan önce dönüp yanındaki öğrenciyle paylaşmaya davet edin. Bu hepsinin seslerinin duyulmasını sağlar. Ayrıca cevabı bütün bir sınıfın önünde paylaşmadan önce küçük bir prova yapma şansı verir.

Kaynak: egitimpedia

Evet, Bir Ebeveyn Olarak Çocuğunuza Zaman Ayırmanız Fark Yaratır!

Posted on Updated on

family-time

Anneler arasındaki savaştaki son “bombardıman”, ebeveyn olarak harcadığınız onca zamanın çok da önemli olmadığı üzerine. Ancak bu, The Washington Post, The Guardian, The Independent ve The New York Times gibi dünyanın en önemli gazetelerinde hakkında yapılan coşkulu ve yaygın haberlere rağmen pek de doğru görünmeyen bir iddia. (Araştırmanın sonuçlarına Eğitimpedia’dan da ulaşabilirsiniz: Araştırma: Çocuklarla Geçirilen Zaman Ne Kadar Önemli?)

Ebeveynlerin çocuklarıyla geçirdiği zamanın önemli olmadığı iddiası, bir grup sosyolog tarafından yapılan tek bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıktı. Sosyologlar ebeveynlerin çocuklarıyla geçirdiği zamanın çocuklarının ileride nasıl bir geleceği olacağı ile – akademik başarı, davranışsal ve duygusal sağlık anlamında – nerdeyse hiçbir ilişkisi bulunmadığını iddia ediyor. Yani araştırmanın sonucu özünde, bir ilişki “bulmamayı” iddia ediyor.

Bu “bulmama”, araştırmacıların ebeveyn katkılarını tam olarak ölçmeme hatalarının bir yansıması. Çalışma, özellikle, ebeveynlerin genelde çocuklarıyla ne kadar zaman geçirdiklerini ölçmüyor. Bunun yerine, her bir ebeveynin (anne-baba) iki belli günde (biri hafta içi ve biri de hafta sonu) çocuklarıyla ne kadar vakit geçirdiklerini ölçüyor.

İster çocuğuna yakın ister çocuğuna uzak bir ebeveyn kategorisine girin, sonuç daha çok haftanın hangi günlerinde araştırmacıların sorularına yanıt verdiğinize bağlı oluyor. Örneğin, bu haftaya çocuklarla Disneyland’a gitmek için işten birkaç gün izin alarak başladım. Pazar ya da Pazartesi günleri hakkında sorular soran bir araştırma, beni uyanık olduğu her anı çocuklarıyla geçiren ve onlara çok yakın bir ebeveyn kategorisine sokardı. Ama bugün işe geri döndüm ve geç saatlere kadar onları görmem olası değil. Bu yüzden bana başka günler yerine bugünle ilgili sorular soran bir araştırma, beni eve gelmeyen/ortada olmayan ebeveyn kategorisine koyacaktı. Gerçek şu ki; hiçbiri doğru değil.

Benim ebeveynlik katkımı bulma konusunda bu kadar zayıf bir iş çıkaran bir araştırmanın, çocuklarımın nasıl yetişkinler olacağıyla ilgili ortaya pek de doğru şeyler çıkaramaması hiç de şaşırtıcı değil.

Tek bir güne ait bilgilere dayanarak ebeveynlik yaptığınız süre hakkında fikir edinmeye çalışmak, tek bir güne bakarak gelirinizi ölçmeye çalışmaya benziyor biraz. Eğer dün maaş gününüzse zengin görünürsünüz, ama değilse, meteliksiz olarak kayıtlara geçersiniz. Ancak daha anlamlı bir zaman dilimi üzerinden gelirinize ya da ebeveynlik sürenize bakarak daha açık ve net bir resim elde edersiniz.

Chicago Üniversitesi’nde kamu politikası profesörü ve gelişimsel psikolog Ariel Kalil şöyle diyor: “Dün ne yaptığın, geçen yıl ne yaptığını temsil etmemeli.” Ebeveynlik yaptığınız zaman üzerine yapılan en kaliteli çalışmaların, ebeveynlerin çocuklarına ne sıklıkla kitap okuduklarına, oyun oynadıklarına ya da ödevlerine yardımcı olduklarına bir ay ya da daha uzun süre (katılımcıların ebeveynliğe olan farklı yaklaşımlarını temsil etmeye yetecek kadar uzun bir süre) boyunca odaklanmalarının sebebi budur.

Spor yapmaya yetecek zamanı olmayan, aylardır bir yetişkin filmi bile izlememiş ve romantik gece buluşmalarının sadece bir fikir olmak yerine gerçek olmasını dileyen yorgun bir ebeveyn olarak, neden çoğumuzun kendimize daha çok zaman ayırmamız gerektiğini iddia eden araştırmaları ateşli bir şekilde savunabileceğini anlıyorum. Belki bunu yapmalıyız da. Ama bunu, yanıltıcı ve güvenilmez araştırmalara dayanarak yapmamalıyız. En iyisi, ebeveynlik tercihlerimizi daha güvenilir ve geniş kapsamlı çalışmaların ışığında yapmak. Tıpkı Kalil’inki gibi: “Ebeveynler çocuklarıyla kaliteli zaman geçirdiklerinde, çocuklarının başarılı olma olasılığı daha yüksek oluyor”.

Paylaşım: Nermin ŞEKER TED Bodrum Koleji Sınıf Öğretmeni

Kaynak: http://www.egitimpedia.com/

ÖĞRENMENİN ÜÇ SİHİRLİ ANAHTARI

Posted on Updated on

Man jump through the gap. Element of design.

İnsanın yaşayabilmesi, öğrenmesine bağlıdır. Bilgiye bu kadar zorunlu yaratılmış insan için her yeni duyumsadığı bilgi keyif vericidir. Buna “öğrenmekten kaynaklanan haz” diyebiliriz.

Çocuklar da öğrenmekten haz alırlar. Ancak çocuğun bir bilgiyi edinmesinde 3 temel şart vardır. Bu şartlar yerine gelmediği takdirde öğrenmeler geçici olur ve bir süre sonra unutulur. Bu şartlar; “güven, hoşgörü, tevazu”dur.

Çocuk ile yetişkin arasında güven bağı oluşmamış ise orada eğitimden söz etmek mümkün değildir. Zira “güven” yoksa “kaygı” vardır. Kaygı varsa eğitim yoktur. Çocuğu kaygı altında tutarak, inciterek, kızarak, cezalandırarak, belki bazı bilgiler zorla “ezber” ettirilse de böylesi bir eğitim ortamında bilginin içselleşmiş hali olan “edinme” oluşamaz. Çocuk bugün öğrendiğini yarın, ilkokulda öğrendiğini ortaokulda unutur.

Bu açıdan bakıldığında bir eğiticinin en önemli yeteneği, iyi ders anlatıyor olması değil, öğrencisi ile “güven” bağını kurabiliyor olmasıdır. Güven bağının kurulabilmesinin temel şartı ise “hoşgörü” dür.

Çocuk, yanlış, hatalı ve eksik yaptığında öğretmeninin “Olsun, ben de yanlış yapıyordum önceden” diyen sesini işitiyorsa, duyduğu bu “hoş gören” sesin çocukta oluşturduğu duygunun adı güven duygusudur.

Çocuklar yetişkinler kadar yetenekli değildir. Onlar kadar kasları gelişmiş de değildir. Bu yüzden yetişkinlerden daha çok hata içindedirler.

Amerikalı mucit Profesör Henri Jinott, kendisini diğer insanlardan farklı kılan şeyi soranlara şu hatırasını anlatıyor: “Başarımın sırrı annemin 6 yaşımdayken bana takındığı bir tavırdır. 6 yaşımdayken buzdolabından süt alırken, süt şişesini düşürüp kırdım. Annem olayı görünce bana kızmadı. ‘Aaaa Henri, sütten ne güzel bir göl oluşturmuşsun. Bu gölde benimle biraz oynamak ister misin?’ dedi. Bir süre oynadıktan sonra annem ‘Biliyor musun Henri, herkes kendi yaptığı şeyleri kendisi toplamalıdır. Şimdi bu süt gölünü temizlemek için benden sünger mi istersin, havlu mu?’ diye sorduğunda kendimi çok değerli hissetmiştim. Elimden geldiğince dökülen sütü temizledikten sonra annemle dışarı çıktık. Annem bana bahçede, süt şişesinin düşürmeden nasıl taşınacağını gösterdi. Bu olay benim diğer insanlardan farklı olmamı sağlayan en önemli olaydır.”

Bazı yetişkinler, çocuğun hatasını bulup yüzüne vurmayı bir marifet zanneder. Böylece çocuğun daha az hata yapacağına inanırlar. Hâlbuki çocuklar hatalarını ortaya çıkartan yetişkinlerle değil, hoşgörü sahibi yetişkinlerle olmaktan mutludurlar.

Bir çocukta güven duygusunun oluşumunun ikinci şartı, tevazudur. Tevazu, “bildiğini bildirmemektir”, bildiğini hissettirmemek.

Çocuklar büyüklük tutkunluğu olan yetişkinlerden bilgi edinirken kaygılanırlar, ezilirler. Onlar, ancak alçak gönüllü ve kendisini “bilgisi ile ezmeyen” yetişkinlerle olmayı tercihe ederler.

6 yaşında bir erkek çocuğu ile konuşuyorduk. İlkokul birinci sınıfa gidiyordu. Okulda yazmayı öğrenip öğrenmediğini anlamak için, “Gel istersen ikimiz de ismimizi yazalım” diye önüne bir kâğıt ve bir kalem koydum. Çocuk eline kalemi aldı ama yazmadı. Önce bana baktı. Ben de mahcup olmasın diye onu seyretmeyi bırakıp kendi önümdeki kâğıda yavaş ve özenerek ismimi yazmaya başladım. Yazıp bitirdiğimde çocuk elindeki kalemi bıraktı, “Ben yazmayacağım” diyerek omuzlarını kaldırdı. Şaşırdım, ama neden yazmak istemediğini anlamıştım. Çünkü ben bir yetişkin olarak kalemi çok güzel kullanıyor ve güzel yazıyordum. Çocuk “Bu çok bilmiş!” yetişkinin karşısında kendisini mahcup hissetmemek için yazmaktan vazgeçmişti. Onu utandırdığım için utandım. Az sonra “Biliyor musun ben bu elimle de yazabiliyorum” diyerek durumu düzeltmeye çalıştım. Kalemi sol elime alıp yazmaya başladığımda yazım önceki gibi düzgün olmadı, çizgiler eğri büğrü idi… Çocuk, benim eğri büğrü çizgilerime baktı, önce tebessüm etti, sonra o da kalemi eline alarak yazmaya başladı.

Çocuk eğitimi, yetişkin eğitimi gibi değildir. Onlara, güven, hoşgörü ve tevazu içinde yaklaşmayan yetişkin, eğitici değil, zarar verici olur. Yetişkin nevrozlarının tamamına yakınında, çocukluk döneminde eğitimde yapılan hataların yer aldığı unutulmamalıdır.

Kaynak: http://www.aksiyon.com.trDünyalılar